Woody Allen’ın Türkçeye “Barcelona Barcelona” ismiyle çevrilen filmini izledikten sonra “bir insan bir film izledikten sonra o filmin çekildiği şehri ve/veya ülkeyi neden sever?” sorusuna yanıt vermeden önce, filme dair….
Her ne kadar maçka g-mall’un azizliğine uğrayıp filmin ilk beş dakikasında ( biraz abarttım maksimum 3 ) perdede görüntünün yarısını göremesek de çalan soundtrack ( “barcelona performed by Giulia y los Tellarini) en kötü ihtimalle bu şarkıyı dinlemem kar kalır yanıma demenizi sağlıyor.
Woody Allen’ın kendi toprakları dışında sanıyorum ki çektiği ilk film Barcelona’da (bir de adını şu an tam yazamadığım Ovidium’su bi yerde) geçiyor.
Filmin konusu orda burda yazıyor tekrarlamaya gerek yok. Ama bu gibi filmlerden sonra – her ne kadar film olsa da – insan “yahu bu nası bi hayat kardeşim! Nerden geliyor bu para? “ diye sormadan… ve ” hadi gelin bizim kömürlüğe de karanlık oda yapın, sonra da arkadaşımın uçağıyla ovidium olmasa da bozcaadaya gidelim şarap içip müzik dinleyelim sonra tekrar döneriz evde takılırız” diye ekrandakilere çıkışmadan edemiyor.
Sonra film bitiyor. Aslında filmde kapalı mekanlar haricinde Barcelona’ya değin çok çok fazla bir yer gösterilmemiş olsa da Barcelona’yı sevmiş buluyorsun kendini.
Sonra işte baştaki soruya takılıyor aklın!